
geleneksel reklamcılık ve dijital medya dalında kendi kendine ödüller dağıtan bir ülke olarak bu sınırlar içerisinde üretilen ürkütücü boyutlarda problemli, tekrar edilmiş fikirlere sahip, bütçeye göre şerbetli veya uygulamaya dökülürken üzerine çay dökülmüş çalışmaları konuşmuyoruz. sadece homurdanıyoruz, gazetemizi okurken ya da tv başındayken. “of! ne kötü iş olmuş”, “oha aynısını alıp koymuşlar” sesleri yankılanıyor kafalarda. gücünü kudretini çoktan kabul ettiğin sosyal medyada ise bir alkış kıyamet; ajans kendini alkışlıyor, prodüksiyon firması hem kendini hem de işveren ajansı alkışlıyor, kreatifler birbirlerini okşuyor, sanat yönetmenleri portfolyo sitelerini aceleyle güncelliyor behance’den kendilerini beğen eyliyorlar.
sosyal medya engin denizler gibi, fikrimi söylesem usulüne uygun ve yapıcı bir şekilde, duyulur mu? acaba pamuk tarlasında ısırgan otu hissi yaratır mıyım. lan yoksa ben troll müyüm? masallar masallar, bir bakmışsın feed altına comment’i dizmişsin: “fikir fena değil ama execution feci iyi olmuş.”
en içten dilemekteyim; brainstorming lerinizde iziniz bulunamayacak şekilde kaybolun, bu yalama yapmış zincirin bir parçası olmaya başladığınızı kendinize itiraf edene kadar demirkubuz adasında yaşam mücadelesi verin. new york’a yolunuz düşerse beş minare size girsin.(bunu sadece advance seviye reklamcılara tavsiye ediyoruz)