
havaya karaya nah! çektiğimiz günleri dün gibi hatırlıyorum. sinirlenildiğinde, über iddialara girişildiğinde, heyecanlanınca hatta coşku belirtisi olarak bile nah çektik.
nah alırsın, nah yaparsın derken akar geçerdi zaman. hayatımıza ilk girdiği yıllarda tombik parmağın hangi parmak aralığından gösterilmesi gerektiği ile ilgili münazaralar gördük. son yıllarında ise nah şaklatmanın esaslarını (dili diagonal bir darbeyle kolumuzda kaydırmak) öğrenmeye gayret ettik. hep en iyiye, en etkileyici olana ulaşmaya çabaladık.
peki şimdi nah! nerede hiç kendinize sordunuz mu? çektiğiniz nah! lar havada birikip size bakmaktalar mı? orta parmağı “yu-es-ey” stilinde havaya kaldırıp “faak yuvv” diye bağırdığında aynı etkiyi bırakabiliyor musun karşındaki rakibinde, orta parmak gösterip “sttir git layn” diyebiliyor musun gönül rahatlığıyla? kristen yapınca oluyor ama sen yapınca olmuyor değil mi?

geç değil, hala geri dönebiliriz. nah nedir, resimli anlatımı olsaydı diyen için de bişeyler var.